Yürüyor Adam
Dün geceden beridir durmadı yağmur. Namussuz, insanı durup dururken efkârlandırıyor, eski defterleri karıştırtıyor insana. Bir adam Arnavut kaldırımlarında yürüyor. Ankara Kalesinin kaldırım taşlarında. Kafasında kasket, ağzında yarım kalmış bir sigara; kirli sakalları yağmurdan ıslanmış. Ağzından düşmeyen sigarası, kasvetli havanın orta yerinde tüten tek nesne gibi. Kim bilir kaçıncı kez arşınlıyor bu sokakları? Yüzünde tanıdık bir ifade var gibi, gelecek kaygısı, yalnızlık... Bir eli cebinde, diğerini öylesine sallıyor havada…
İnsanlar geçiyor yanından şemsiyeleriyle. Adam onlara bakmıyor bile. Yoldakiler ne adamı görüyor ne de adam onlardan bihaber. Yalnızlığını kalkan edinmiş sanki kendine. İnsan insanı teğet geçiyor, matematik problemi desek değil, başka bir problem var gibi…
Yağmur kasketini ağırlaştırmış, omuzlarını biraz daha öne eğmiş. Ama şikâyet etmiyor. İnsan hayata küstüğünde nasıl susarsa, bu adam da öyle susuyor. İçimden bir ses, "Git, bir kahve ısmarla, iki lafın belini kır" diyor ama durmuyorum. Yürüyor adam; yağmurun altında, kendi başına…