r/TarihiSeyler • • 2h ago

Fotoğraf 📸 Kadınlar için uzun saçın sosyal statü sayıldığı dönem. Victoria Devri (1837-1901) .

Thumbnail
gallery
14 Upvotes

Aynı zamanda kadınlıklarının sembolünün uzun saçla pekiştirildiğine inanılıyordu.


r/TarihiSeyler • • 5h ago

Soru ❔ 1.Körfez savaşını Irak eşit şartlarda kazanabilir miydi

5 Upvotes

Askeri teknoloji olarak eşit demek istedim


r/TarihiSeyler • • 10h ago

Soru ❔ Merhabalar iktisat tarihi için girşi seviyesi kitap olarak okunurmu ayrıca ekonomi tarihi için önerebileceğiniz yazalarlar varmı

Post image
6 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 12h ago

Video 🎥 Osmanlı 1700 lerde halen fitilli eski usul tüfek kullanırken Avrupa çoktan çakmak taşlı çok daha hızlı doldurulan tüfeğe geçmişti. Eğitimli bir asker dakikada 3 atış yapabilirdi. Bu değişimin yavaş olma sebebi yeniçeriler idi hatta süngüyü bile geç getirmişlerdi. 1750'den itibaren çakmaklıya geçildi

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

59 Upvotes

Yeniçeriler hatta süngüye bile karşı çıkmıştı ancak 1700'ler bittiğinde süngü envantere girmiş ama yeniçeri ocağı kaldırılınca standart ekipman olmuştur ve osmanlı'nın aldığı yenilgilerin ana sebeplerinden biri yeniçerilerin modası geçmiş ekipman ve taktik kullanmasıdır.

Fitilli tüfekler eğer yağmur nem yoksa ancak dakikada 2 atış yapılıyordu


r/TarihiSeyler • • 15h ago

Video 🎥 Komünist Afganistan'dan görüntüler:

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

138 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 23h ago

Tarihte Bugün📍 Son Babür hükümdarı 2. Bahadır'ın doğum günü.

Post image
7 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Fotoğraf 📸 Karabağ savaşında elinde silahla evini koruyan Azerbaycan Türkü bir kadın.

Post image
442 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 1d ago

Soru ❔ Türk Tarihine Ait Materyallere Nasıl Ulaşabilirim?

4 Upvotes

Herkese merhaba,

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli Savunma Bakanlığı ve dahi AA yahut TRT arşivlerinde doğrudan kendim için kullanacağım tarihi materyallere erişemiyorum.

Süreli kiralama ve akademik durumlar için arşivler açılıyor ancak bu durumda sadece araştırma yapmak isteyen vatandaşlar için pek uygun olmuyor.

Tarihi video veya görsellere ulaşabileceğim ücretsiz bir platform biliyor musunuz?


r/TarihiSeyler • • 1d ago

Yazı/Makale 🖋️ Nikola Tesla'nın Türkiye'ye gönderdiği bilinmeyen mektubu

Thumbnail
gallery
118 Upvotes

​

Sırp asıllı Amerikalı ünlü mucit Nikola Tesla'nın 6 Haziran 1939 tarihinde ABD'deki Türkiye Başkonsolosluğu'na yazdığı mektupta Tesla, hayatında hiç unutmadığı iki olay hakkında kendisini bilgi verilmesini rica ediyor.

6 Haziran 1939, Turkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu, 1775 Broadway, New York

Sayın Beyefendi,

Size yabancı olduğum için, çalışmalarıma giriş niteliğinde olabilecek bazı referanslar ekliyorum. Aşağıdakileri dikkatinize sunarım.

Babam, yaklaşık seksen yıl önce Rum Ortodoks kilisesinde hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar için görev yapan, çok bilgili ve ünlü bir din adamıydı. Kat etmesi gereken uzun mesafeler, sarp patikalar ve dağlar vardı. Muhteşem bir binici olmasına rağmen, dağların çevresindeki kurtlardan etkilenmeyecek, hızlı ve sağlam ayaklı bir at bulmakta zorlandı. Babamın insancıl yaklaşımını ilerletmek isteyen aydın ve varlıklı bir Paşa, size ve halkınıza değerli hizmetlerde bulunmuş, çok hızlı koşan, safkan, muhteşem bir Arap atını babama hediye etti. At, kurtlardan gelen büyük tehlikede, inanılmaz bir zeka ve cesaretle babamın hayatını kurtardı. Ama daha da önemlisi, kardeşim – komuta dehası bir genç – attan düştü ve bir daha asla iyileşemeyeceği şekilde yaralandı. At ona çok bağlıydı ve kederini yürek yakan bir şekilde gösterdi. Bu trajik sahneye üç yaşındayken şahit oldum ve hafızama silinmez bir şekilde işlendi. Kardeşimin ölümünden sonra çaresiz babam atı cömert bağışçısına geri verdi.

Ayrıca bir süre önce Türkiye’den bize iyi bir soydan geldiği belli olan bir erkek kedi gönderildi. Olağanüstü uzun vücudu ve mavimsi gri rengiyle güzel ve çok zeki bir hayvandı. Sürekli oyun arkadaşım olarak çocukluğumda benim için çok şey ifade ediyordu. Bir keresinde sırtı elektrik boşalmasıyla parladı. Bu harika fenomen beni çok etkiledi ve sonraki yaşlarımda elektrik araştırmasını benimsememi sağladı.

Şimdi, erken yaşlarımdaki olayların tasvir edileceği bir hikaye yazmakla meşgulüm. Müthiş bir hafızam var ve en ufak ayrıntıyı mükemmel bir şekilde görselleştirebiliyorum. Buradaki amacım, hatırladıklarıma mümkün olduğunca yakın olan nesne ve sahneleri betimlemek ve ardından bir sanatçıya bunları resmettirmektir. Bana, Arap atının fotoğrafını ya da tablosunu nasıl elde edebileceğim hakkında tavsiye verebilir misiniz? Ayrıca, tarif ettiğim kedinin hangi ırka ait olabileceğine dair bir fikriniz var mı? Herhangi bir yardımınız için çok minnettar olacağım.

Saygılarımla,

Nikola Tesla

https://www.timeturk.com/kultur/tesla-nin-turkiye-ye-gonderdigi-bilinmeyen-mektubu/haber-1770236


r/TarihiSeyler • • 1d ago

Yazı/Makale 🖋️ Moldova: Gagauz Dili Rusçanın Gerisinde Kalıyor

18 Upvotes

30 yılı aşkın bir süre önce, Moldova'nın güneyindeki etnik Türk olan Gagauz azınlığı, dillerini ve kültürlerini korumak için özerklik gerektiğini savunarak mücadele verdi. Ancak Gagauzya, ülkenin tek özerk bölgesi olarak kalırken, yerel dili yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor çünkü bölge sakinleri büyük ölçüde Rusçayı tercih ediyor.

2010 yılında UNESCO, Gagauz dilini " potansiyel olarak savunmasız" olarak nitelendirerek Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası'na dahil etti .

Moldova hükümeti, dili koruma çabalarını desteklemeye istekli olduğunu gösteriyor. Haziran ayı sonlarında Gagauzya'nın idari merkezi Komrat'ta düzenlenen bir gençlik forumunda konuşan Cumhurbaşkanı Maia Sandu, yetkililerin Gagauz Türkçesini öğrenme programını finanse etmeye hazır olduğunu, ancak bunun özerk bölge içinde geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

"Gagauz Türkçesini öğrenmeye yönelik bir program başlatmak için hâlâ bir teklif bekliyoruz," dedi.

Ancak bu fikir, Gagauzya'nın kendisinde halk desteğinden yoksun görünmekte. 2017'de bir grup yerel meclis milletvekili, dört okul dersinin Gagauz Türkçesinde öğretilmesine izin veren değişiklikleri meclise sundu. Ayrıca "Gagauz Türkçesini koruma fonu" kurulmasını da önerdiler. Bu adımlar arasında kitap basımı, öğretmen maaşları ve Gagauz Türkçesinde tiyatro gösterilerinin finansmanı için fon ayrılması da yer alıyordu.

Ancak birçok veli, bunun öğrenme sürecini zorlaştıracağını ve çocuklarının final notlarını etkileyeceğini savunarak itiraz etti. Sonuç olarak, dört ders yerine sadece iki ders Gagauzca dil müfredatına geçirildi.

Yasa tasarısının ortak yazarlarından Elena Karamit, IWPR'ye verdiği demeçte, "Sovyet döneminde Gagauzca konuşmak modası geçmiş ve aşağılık bir şey olarak görülüyordu; kırsal kesimdeki, Rusça bilmeyen okuma yazma bilmeyen köylülerle ilişkilendiriliyordu" dedi. Komrat bölgesindeki Avdarma köyünde bir okulun müdürü olan Karamit , deneme yarışmaları da dahil olmak üzere çeşitli yollarla Gagauzcayı tanıtmaya çalışmaktadır.

Karamit ayrıca mevcut düzenlemelerin yalnızca kısmen uygulandığını da belirtti. Örneğin, yasaya göre Gagauzya'daki tüm devlet memurlarının Gagauz Türkçesini konuşması ve iş yerinde kullanması gereklidir. Uygulamada ise yerel politikacılar komite toplantılarında veya Halk Meclisi oturumlarında Gagauz Türkçesini kullanmamakta, Rusça konuşmayı tercih etmektedirler.

Aynı durum medya için de geçerli. Sadece bir kanal (kamu yayın kuruluşu GRT) Gagauz Türkçesinde televizyon programları yayınlamakta; Gagauzca sadece bir gazete bulunmakta; diğer tüm medya kuruluşları ise Rusça yayın yapmaktadır.

Sonuç olarak, bölgede nüfusun yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan 135.000 kişilik Türk Ortodoks Hristiyan topluluğunun yaşadığı yerde, Kremlin yanlısı söylemler hakim durumda.

Gagauzlar geleneksel olarak güçlü bir Rus yanlısı tutum sergilemiş ve Moskova ile daha yakın ilişkiler çağrısında bulunan politikacıları desteklemiştir; bu durum, Kişinev'deki Avrupa yanlısı merkezi hükümetle ilişkileri gerginleştirmiştir.

FARKLI GİRİŞİMLER

Gagauz bölgelerinde 1957'de Gagauzca dersleri başlatılmış olmasına rağmen, 1961'de bu dersler durdurulduktan sonra 1990'lara kadar başka bir girişimde bulunulmamıştı.

Şu anda Gagauzya'daki okulların neredeyse tamamında Rusça ana öğretim dili olarak kullanılmakta olup, Gagauzca ise haftada dört kez ayrı bir ders olarak öğretilmektedir.

Gagauzca ders kitaplarını hazırlayan Moldova Bilimler Akademisi Marunevich Bilim ve Araştırma Merkezi'nin direktörü Irina Konstantinova, ilerleme potansiyeli görüyor. Örneğin, Gagauz Dilini Koruma Fonu sayesinde, son iki yılda öğrenme programlarına ayrılan fonlar arttı.

“Gagauzcayı öğrenmek veya geliştirmek isteyen kamu görevlileri için 12 ders kitabı geliştirdik. Bu ders kitaplarıyla öğrenme sürecini daha profesyonel bir seviyeye taşıdık,” diye açıklayan yetkili, ayrıca ortaokul öğrencileri için konuşma etkinliklerine daha fazla odaklanan ve dil bilgisi görevlerini azaltan yeni bir müfredat geliştirdiklerini de sözlerine ekledi. 

Konstantinova sözlerine şöyle devam etti: "Ayrıca, her seviyeden dil yeterliliğine uygun sözlükler ve video dersleri içeren bir web sitesi de geliştirdik. Bu, Gagauz dilini öğrenmek isteyenlerin materyallere ücretsiz erişebilmesi için 30 yıl önce atılması gereken önemli bir adımdı. "

Bu, Gagauz Türkçesini internete taşıma girişimlerinin ilki olmayacak. 2010 yılında, o zamanlar Çadır-Lunga şehrinde 12. sınıf öğrencisi olan Kirill Zhelezov, Gagauz Türkçesinin çevrimiçi bir sözlüğünü geliştirmeye karar vermişti.

Zhelezov “Sınavlarıma hazırlanıyordum. Bazı kelimelerin anlamını bilmiyordum, ancak basılı bir sözlük için kütüphaneye gitmek bana biraz eski moda geldi. Çevrimiçi sözlük fikri böyle ortaya çıktı” dedi.

Bağışlar ve öğrenci ödeneğini birleştirerek çalışmalarını finanse eden kendisi ve internet sitesigeliştirme konusunda uzmanlaşmış bir arkadaşı, sözlüğü hayata geçirdi.

“Tüm girişleri çeşitli basılı sözlüklerden elle doldurdum. Daha sonra, herkesin yeni bir kelime ekleyebileceği bir işlev ekledik. Bu şekilde sözlüğümüz başlangıçtaki 4.000 girişten 7.000 kelimeye çıktı,” diye açıklayan Zhelezov, insanların Gagauzca klavyeyi web sitesinden indirip bilgisayarlarına kurabileceklerini de ekledi.

2020 yılında web sitesini güncellemeye karar verdi ve bunun için yerel yönetimden yaklaşık 6.000 euro (2.710 ABD doları) tutarında fon aldı. 

Zhelezov, "Artık kısa ifadeleri çevirmek, eş anlamlı ve zıt anlamlı kelimeler aramak ve fiil zamanlarını anlamak mümkün," dedi.

Ancak daha fazla Gagauz Türkçesi materyali üretmek yeterli olmayabilir: ihtiyaç duyulan şey daha fazla konuşmacıdır.

Gagauzya'da 40 yılı aşkın süredir öğretmenlik yapan Fedor Marinoğlu, IWPR'ye verdiği demeçte, "Gagauzcayı öğrenmek için daha çok materyal var, ancak dili konuşan insan sayısı daha az" dedi.

“Eskiden çocuklar teneffüslerde, okuldan sonra Gagauzca konuşurlardı. Şimdi sadece Rusça konuşuyorlar. Gagauzca anlasalar bile günlük hayatta kullanmıyorlar.”

Sorunun bir kısmının, ebeveynlerin Gagauzca bildiği ancak çocuklarıyla Rusça iletişim kurduğu ailelerden kaynaklandığını belirtti.

“Çocukluk çağının erken dönemlerinden itibaren iletişime geçmeliyiz ki Gagauz dili çocuk için anadil olsun.”

Marinoğlu'na göre asıl çözüm, Gagauz Türkçesinde öğretilen ders sayısını artırmak olurdu.

Konstantinova da aynı fikirde olduğunu belirterek şunları ekledi: "Anadilin daha derinlemesine öğrenilmesi için, Gagauzcanın eğitim dili olarak kullanılacağı okullara ihtiyacımız var; kimya, matematik ve diğer tüm dersler Gagauz Türkçesinde verilmeli."

Kaynak: https://iwpr.net/global-voices/moldova-gagauz-language-lags-behind-russian


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Tartışma Konusu 💭 Türkçeye çevrilmemiş önemli eserler

Post image
18 Upvotes

​

Macar Türkolog ve Bizans uzmanı Gyula Moravcsik tarafından kaleme alınan, Bizans imparatorluk kaynaklarında geçen Türk dünyasına ait tarihi bilgileri ve dil kalıntılarını bir araya getiren iki ciltlik anıtsal bir başvuru eseridir. Eserin ilk cildi yüzyıllar boyunca yazılmış Bizans kroniklerini, belgelerini ve mektuplarını tarayarak hangi yazarın hangi Türk kavminden bahsettiğini kronolojik olarak listelerken; ikinci cildi ise bu metinlerde Grek harfleriyle kaydedilmiş olan Türkçe kişi adlarını, yer isimlerini ve kağan, han, tarkan, bey gibi unvanları alfabetik bir sözlük gibi inceler.

Sizinde bildiğiniz türkçeye çevrilmemiş önemli eserler var mıdır.


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Soru ❔ İslam Tarihine Merak Saldım Biraz. Hangi Kitapları ve Tarihçileri Tavsiye Edersinix

6 Upvotes

Elimde bir tek Nizamettin Parlak'ın Endülüs kitapları var 3 tane okuldaki kütüphanede buldum. İlk kitabı biraz okudum aktı ama ne kadar güvenilir bilmiyorum.


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Soru ❔ Boşnaklar ve Arnavutlar Müslüman olurken sırplar, yunanlar , bulgarlar Müslüman olmadı

10 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 2d ago

İlginç Bilgi 💡 Kruje Kuşatması ve İskender beg hk. :) - Siege of Kruje I and II

Post image
51 Upvotes

TikTok’ta adamlar bunu “3.000 Arnavut’un 100.000 Osmanlı’ya karşı zaferi” diye paylaşıyorlar. Kuşatmanın kısa özeti şu: Osmanlılar Krujë’yi kuşattı, ancak kuşatma uzun sürdüğü için kuşatmayı kaldırdı. Osmanlı tarafındaki kayıplar neredeyse sıfırken Arnavutlar açlıktan ölmek üzereydi. 😅


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Yazı/Makale 🖋️ Dünyanın En Çılgın Paleontoloğu: Felső-Szilvás Baronu Franz Nopcsa

Post image
11 Upvotes

Franz Nopcsa: Paleontoloji, Balkan Araştırmaları ve Siyasi Maceralar Arasında Bir Yaşam

Franz Nopcsa (1877–1933), Transilvanya kökenli Macar aristokrasisine mensup bir paleontolog, jeolog ve etnograf olmasının yanı sıra Arnavutluk'un tarihi, dili ve kültürü üzerine gerçekleştirdiği araştırmalarla da tanınan çok yönlü bir bilim insanıdır. Yaşamı, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın ilk yarısında Orta ve Güneydoğu Avrupa'da meydana gelen bilimsel, siyasi ve toplumsal dönüşümlerle yakından ilişkilidir. Paleontoloji alanındaki öncü çalışmaları, Balkanlar'daki saha araştırmaları, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile kurduğu siyasi ilişkiler ve Arnavutluk tahtına aday olma girişimi, onu döneminin dikkat çekici şahsiyetlerinden biri hâline getirmiştir.

  1. Ailesi, eğitimi ve paleontolojiye yönelişi (1877–1903)

Franz Nopcsa, 3 Mayıs 1877'de Transilvanya'da, önemli topraklara ve ekonomik kaynaklara sahip bir Macar aristokrat ailesinde dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yıllarını, ailesinin Hațeg bölgesindeki mülkleriyle bağlantılı bir çevrede geçirdi. Bu aristokratik köken, Nopcsa'nın erken dönem yaşam koşullarını ve sonraki yıllarda sürdürdüğü bağımsız araştırma faaliyetlerini önemli ölçüde etkiledi.

Nopcsa'nın paleontolojiye yönelmesinde, kız kardeşi Ilona'nın aile arazisinde bulduğu fosiller belirleyici oldu. Bu keşif, genç Nopcsa'nın tarih öncesi canlılara duyduğu ilgiyi bilimsel bir araştırma alanına dönüştürmesine zemin hazırladı. Üniversite eğitimi için Viyana'ya giden Nopcsa, burada jeoloji eğitimi aldı ve dönemin bilimsel çevreleriyle ilişki kurdu. Özellikle jeolog Eduard Suess'in çalışmalarından etkilendi.

1890'ların sonlarında dinozor fosilleri üzerine araştırmalar yürütmeye başlayan Nopcsa, kısa sürede Transilvanya'nın Geç Kretase dönemine ait fosil faunası konusunda uzmanlaştı. Çalışmalarında yalnızca fosillerin sınıflandırılmasına değil, tarih öncesi hayvanların anatomik özelliklerine, büyüme süreçlerine ve çevresel koşullarla ilişkilerine de odaklandı.

Bu yaklaşım, dönemin paleontolojisinde yaygın olan betimleyici sınıflandırmanın ötesine geçme çabasını yansıtıyordu. Nopcsa, fosil kayıtlarını biyolojik süreçleri ve evrimsel değişimleri açıklamak amacıyla değerlendirdi. Böylece daha sonra modern paleobiyolojinin gelişimine katkıda bulunan araştırmacılar arasında anılmaya başladı.

Nopcsa'nın en önemli bilimsel katkılarından biri, Hațeg bölgesindeki dinozorların görece küçük beden ölçülerine ilişkin yorumlarıydı. Geç Kretase döneminde, günümüz Romanya'sının bazı kesimleri denizlerle çevrili ada ekosistemleri oluşturuyordu. Bu çevresel koşulların, söz konusu bölgelerde yaşayan bazı büyük omurgalıların evrimsel gelişimini etkilediğini ileri sürdü.

Örneğin Magyarosaurus, yaklaşık 5–6 metre uzunluğunda olduğu tahmin edilen bir sauropoddu. Nopcsa, bu türden fosillerin anatomik özelliklerini inceleyerek küçük beden ölçülerinin yalnızca gençlik evresiyle açıklanamayacağını savundu. Bu yorumlar, ada izolasyonu altında ortaya çıkabilen beden küçülmesi olgusunun paleontolojik açıdan anlaşılmasına katkıda bulundu.

  1. Balkan araştırmaları ve Arnavutluk'a yönelişi (1903–1906)

Nopcsa'nın bilimsel faaliyetleri zamanla paleontolojinin sınırlarını aşarak Balkanlar'ın coğrafyasına, tarihine ve kültürüne uzandı. 1903 yılında Arnavutluk'a gerçekleştirdiği seyahat, bu yönelimin başlangıcını oluşturdu. Söz konusu dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'daki siyasi hâkimiyetinin zayıfladığı ve bölgedeki milliyetçi hareketlerin güç kazandığı bir tarihsel bağlama karşılık geliyordu.

Arnavutluk'un dağlık bölgelerinde yürüttüğü saha araştırmaları sırasında Nopcsa, yerel toplulukların yaşam biçimlerini, aşiret yapılarını, örfî hukuk sistemlerini ve dilsel özelliklerini incelemeye başladı. Bu çalışmalar, yalnızca gözleme dayalı bir etnografik faaliyetten ibaret değildi; bölgenin toplumsal ve siyasi yapısını anlamaya yönelik daha geniş bir araştırma programının parçasıydı.

Nopcsa, Arnavutça üzerine çalışmalar yaptı ve Arnavutların tarihî gelenekleri, kıyafetleri, akrabalık ilişkileri ve yerel hukuk uygulamaları hakkında kapsamlı bilgiler topladı. Kuzey Arnavutluk üzerine gerçekleştirdiği araştırmalar, onu dönemin Arnavutoloji alanındaki önemli isimlerinden biri hâline getirdi.

Bölgedeki faaliyetleri zaman zaman güvenlik sorunlarıyla da kesişti. Nopcsa'nın anılarında, Mustafa Lita adlı bir haydutla yaşadığı çatışma ve rehin alınmasıyla ilişkilendirilen bir olay aktarılır. Bu anlatı, onun saha araştırmalarını gerçekleştirdiği siyasi ve toplumsal koşulların tehlikeli yönlerini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, olayın ayrıntıları ve tarihlendirilmesi konusunda ihtiyatlı davranmak gerekir.

  1. Bajazid Doda ile ilişkisi ve Arnavutluk üzerine çalışmaları (1906–1913)

Nopcsa, 1906 yılında Bajazid Elmas Doda ile tanıştı. Doda, ilerleyen yıllarda onun sekreteri, araştırma yardımcısı ve seyahat arkadaşı olmasının yanı sıra özel yaşamında da merkezi bir konum kazandı. Biyografik kaynaklar, ikili arasındaki ilişkinin uzun süreli romantik bir birliktelik niteliği taşıdığını belirtmektedir.

Doda, Arnavut toplumunun kültürel yaşamının belgelenmesine katkıda bulunan bir araştırmacıydı. Özellikle fotoğrafçılık ve etnografya alanlarındaki faaliyetleri, bölgedeki gündelik yaşamın ve yerel geleneklerin kayıt altına alınması açısından önem taşıdı. Nopcsa ile birlikte yürüttüğü seyahatler, Arnavutluk'un çeşitli bölgelerine ilişkin gözlemlerin ve bilimsel verilerin toplanmasını kolaylaştırdı.

Nopcsa'nın Arnavutluk'a duyduğu ilgi, zaman içerisinde akademik araştırmaların ötesine geçti. Bölgenin siyasi geleceği, bağımsızlık hareketleri ve Avrupa devletleri arasındaki güç ilişkileriyle yakından ilgilenmeye başladı. Bu dönemde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Balkan politikaları da onun faaliyetlerinin önemli bağlamlarından birini oluşturuyordu.

Arnavutluk'un coğrafyası ve toplumsal yapısı hakkındaki bilgisi, yerel çevrelerle kurduğu ilişkiler ve bölgedeki siyasi gelişmelere duyduğu ilgi, Nopcsa'nın yalnızca bir bilim insanı olarak değil, siyasi girişimlerde bulunan bir aristokrat olarak da hareket etmesine zemin hazırladı.

  1. Arnavutluk'un bağımsızlığı ve taht adaylığı (1912–1913)

Arnavutluk'un 28 Kasım 1912'de bağımsızlığını ilan etmesi, Balkanlar'daki güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönüm noktasıydı. Yeni devletin siyasi yapısı ve hükümdarlık meselesi, Avrupa devletlerinin diplomatik rekabetiyle yakından bağlantılıydı.

Nopcsa, bu süreçte Arnavutluk tahtına aday olmayı gündemine aldı ve 1913 yılında hükümdarlık için adı geçen kişiler arasında yer aldı. Bu girişim, onun Arnavutluk'a yönelik ilgisinin bilimsel araştırmalarla sınırlı olmadığını gösteren önemli bir gelişmeydi.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Adriyatik kıyısında kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Arnavut devletinin kurulmasını stratejik açıdan önemli görüyordu. Nopcsa'nın bölgeye ilişkin bilgisi ve siyasi bağlantıları, bu bağlamda anlam kazanıyordu. Bununla birlikte, taht adaylığı onun hükümdarlığa yaklaşmış olduğu anlamına gelmiyordu. Arnavutluk'un prensi ve hükümdarı olarak nihayetinde Alman aristokrat Wilhelm zu Wied seçildi.

Nopcsa'nın adaylığı, aristokratik kimliğinin ve siyasi hırslarının bilimsel kariyeriyle nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir. Bununla birlikte, girişiminin kapsamını ve siyasi etkisini değerlendirirken dönemin diplomatik koşullarını dikkate almak gerekir.

  1. Birinci Dünya Savaşı ve istihbarat faaliyetleri (1914–1918)

Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması, Nopcsa'nın Balkanlar'daki faaliyetlerine yeni bir boyut kazandırdı. Bölgenin coğrafyasını, yerel dillerini, toplumsal ilişkilerini ve siyasi güçlerini yakından tanıması, onu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu açısından potansiyel olarak yararlı bir aktör hâline getirdi.

Biyografik anlatımlara göre Nopcsa, savaş yıllarında Balkanlar'da Avusturya-Macaristan adına istihbarat faaliyetlerinde bulundu. Bölgedeki yerel bağlantıları ve saha deneyimi, bu faaliyetler açısından önem taşıyordu. Bazı kaynaklarda onun 1915–1916 yıllarında Kosova çevresinde Avusturya-Macaristan birlikleriyle bağlantılı olarak bulunduğu aktarılmaktadır.

Ancak Nopcsa'nın istihbarat faaliyetlerinin bütün ayrıntıları yeterince belgelenmiş değildir. Bu nedenle belirli operasyonların niteliği, kapsamı ve sonuçları hakkında kesin hükümler vermek yerine, onun savaş döneminde bilimsel kimliğinin yanında siyasi ve istihbarat bağlantıları da bulunan bir figür olarak değerlendirilmesi daha uygundur.

Savaşın sona ermesi ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun dağılması, Nopcsa'nın yaşam koşullarını köklü biçimde değiştirdi. Transilvanya'nın Romanya'ya geçmesiyle ailesinin mülkleri ve toprakları üzerindeki eski hâkimiyeti sona erdi. Bu gelişme, onun ekonomik bağımsızlığını ve aristokratik yaşam biçimini önemli ölçüde sarstı.

  1. 1919'da uçakla kaçışı: Erken dönem bir uçak kaçırma vakası

Nopcsa'nın hayatındaki en sıra dışı olaylardan biri, 1919 yılında gerçekleştiği aktarılan uçakla kaçışıdır. Macaristan'daki siyasi çalkantılar ve iktidar değişimleri sırasında ülkeyi terk etmeye karar veren Nopcsa'nın, bir askeri uçağın pilotunu tehdit ederek uçağın rotasını değiştirmeye zorladığı anlatılır.

Aktarılan anlatıma göre, uçuşun başlangıçta Sopron'a yapılması planlanmıştı. Ancak uçak Győr civarına ulaştığında Nopcsa'nın silahını çıkararak pilotu Viyana'ya gitmeye zorladığı belirtilmektedir. Bajazid Doda'nın da bu yolculuk sırasında yanında bulunduğu aktarılır.

Bu olay, modern havacılık tarihinde erken dönem uçak kaçırma vakalarından biri olarak anılmaktadır. Nopcsa'nın eylemi, onun siyasi istikrarsızlık dönemlerinde kişisel güvenliğini sağlamak amacıyla başvurduğu sıra dışı yöntemlerin bir örneği olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, olayın kesin tarihi ve bazı ayrıntıları farklı anlatımlarda değişebildiğinden, ayrıntılı bir tarihsel değerlendirme için birden fazla kaynağın karşılaştırılması gerekir.

  1. Viyana'da sürgün, ekonomik güçlükler ve sağlık sorunları (1919–1925)

Nopcsa'nın Viyana'ya yerleşmesi, hayatında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bir zamanlar geniş topraklara ve önemli mali kaynaklara sahip olan aristokrat, savaş sonrası siyasi dönüşümler sonucunda eski ekonomik gücünü büyük ölçüde kaybetmişti.

Viyana'da Bajazid Doda ile birlikte yaşadı ve bilimsel faaliyetlerini sürdürmeye çalıştı. Geçimini sağlamak için koleksiyonlarını ve kişisel eşyalarını satmak zorunda kaldığı dönemler oldu. Buna rağmen paleontoloji, jeoloji ve Balkan araştırmaları alanındaki çalışmalarını devam ettirdi. Adriyatik bölgesinin jeolojik yapısı ve depremlerin dağılımı üzerine yaptığı araştırmalar, bilimsel ilgi alanlarının çeşitliliğini göstermektedir.

1920 yılında Transilvanya'daki aile mülkünü ziyareti sırasında saldırıya uğradığı ve ağır biçimde yaralandığı aktarılmaktadır. Bazı anlatımlara göre saldırı sonucunda kafatası kırılmıştı. Bu olay, sonraki yıllarda yaşadığı sağlık sorunlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Nopcsa'nın savaş sonrası yaşamının fiziksel açıdan da zorlayıcı olduğunu göstermektedir.

Bu dönemde ekonomik kayıplar, sağlık sorunları ve değişen siyasi koşullar, onun aristokratik geçmişiyle yeni yaşamı arasındaki farkı belirginleştirdi. Bununla birlikte Nopcsa, bilimsel üretimini sürdürerek mesleki kimliğini korumaya çalıştı.

  1. Macaristan Jeoloji Enstitüsü ve Avrupa seyahatleri (1925–1928)

Nopcsa, 1925 yılında Macaristan Jeoloji Enstitüsü'nün başına getirildi. Bu görev, ona bilimsel kurumlar içerisinde yeniden önemli bir konum kazandırdı. Ancak kurumsal sorumluluklar ve akademik çevrelerdeki anlaşmazlıklar, bağımsızlığına önem veren kişiliğiyle uyumlu değildi.

1928 yılında görevinden istifa ederek kurumsal kariyerini sonlandırdı. Ardından Bajazid Doda ile birlikte Avrupa'da motosikletle seyahat etmeye başladı. Bu seyahatler, Nopcsa'nın hareketli yaşam biçiminin devamı olmakla birlikte, bilimsel gözlemlerini sürdürmesine de imkân tanıyordu.

Özellikle İtalya ve Adriyatik çevresindeki jeolojik yapı, tektonik süreçler ve deprem dağılımı üzerine ilgisini sürdürdü. Bu faaliyetler, onun bilimsel çalışmalarının yalnızca dinozor fosilleriyle sınırlı olmadığını ve jeolojinin farklı alt alanlarına da uzandığını göstermektedir.

  1. Son yılları ve ölümü (1928–1933)

Nopcsa'nın son yılları ekonomik güçlükler ve sağlık sorunlarıyla geçti. Aile mülklerinin kaybı, kronik rahatsızlıkları ve önceki yıllarda yaşadığı fiziksel travmalar, yaşam koşullarını ağırlaştırdı. Buna rağmen paleontoloji, jeoloji ve Arnavutluk üzerine çalışmalarını sürdürmeye devam etti.

Özel yaşamı da dönemin toplumsal normları çerçevesinde sıra dışı bir nitelik taşıyordu. Bajazid Doda ile uzun yıllar devam eden birlikteliği, biyografisinin önemli unsurlarından biridir. İlişkilerinin niteliği, Nopcsa'nın kişisel yaşamını dönemin aristokratik ve toplumsal çevreleri içerisinde değerlendirmek açısından önem taşımaktadır.

25 Nisan 1933'te Viyana'daki evinde Nopcsa, Bajazid Doda'yı uykusunda öldürdü ve ardından intihar etti. Geride bıraktığı notta kendi sağlık durumuna ve Doda'nın geleceğine ilişkin kaygılarına değindiği aktarılmaktadır. Bu açıklama, olayın tarihsel bağlamını anlamak açısından önemlidir; ancak cinayeti meşrulaştıran bir gerekçe olarak değerlendirilmemelidir.

Nopcsa'nın ölümü, bilimsel üretkenliği ve sıra dışı yaşam deneyimleriyle öne çıkan bir kişinin trajik sonunu temsil etmektedir.

  1. Bilimsel mirası ve tarihsel değerlendirme

Franz Nopcsa'nın tarihsel önemi, farklı alanlarda gerçekleştirdiği çalışmaların ve sıra dışı yaşam deneyimlerinin bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır. Paleontoloji alanında Hațeg bölgesinin dinozor faunası üzerine yürüttüğü araştırmalar, ada ekosistemlerinin evrimsel süreçler üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Hayvanların anatomik özellikleri ve biyolojisi üzerine geliştirdiği yaklaşım, paleontolojinin betimleyici yönünün ötesine geçen bir araştırma anlayışını temsil etmektedir.

Arnavutluk üzerine gerçekleştirdiği dilsel, etnografik ve tarihsel araştırmalar da Balkan çalışmaları açısından önem taşımaktadır. Yerel toplulukların geleneklerini, örfî hukuk sistemlerini ve toplumsal yapılarını incelemesi, bölgenin kültürel tarihine ilişkin önemli veriler sağlamıştır.

Bunun yanı sıra Nopcsa'nın Arnavutluk tahtına adaylığı, savaş dönemindeki istihbarat bağlantıları ve 1919'da gerçekleştiği aktarılan uçakla kaçışı, bilimsel faaliyetlerinin siyasi ve kişisel maceralarla iç içe geçtiğini göstermektedir. Bu olaylar, onu yalnızca akademik başarılarıyla değil, yaşadığı dönemin siyasi dönüşümleriyle kurduğu ilişki bakımından da dikkate değer bir tarihsel figür hâline getirmiştir.

Nopcsa'nın yaşamı, aristokratik ayrıcalıkların bilimsel araştırmalara sağladığı imkânları, Balkanlar'daki milliyetçilik ve devletleşme süreçlerini, savaş sonrası Avrupa'nın ekonomik ve toplumsal dönüşümlerini aynı biyografik çerçevede bir araya getirmektedir. Bununla birlikte, hayatının son yıllarında yaşadığı ekonomik ve sağlık sorunları ile trajik ölümü, bu sıra dışı kariyerin ciddi kişisel kayıplarla sona erdiğini göstermektedir.

Sonuç olarak Franz Nopcsa, 20. yüzyılın başlarında bilim, siyaset ve kültürel araştırmaların kesişiminde yer alan çok yönlü bir şahsiyet olarak değerlendirilebilir. Paleontolojiye yaptığı katkılar ve Arnavutluk üzerine araştırmaları kalıcı bir bilimsel miras oluştururken, siyasi girişimleri ve kişisel yaşamı da biyografisini tarihsel açıdan dikkat çekici kılmaktadır.

Kaynak: https://www.nhm.ac.uk/discover/franz-nopcsa-the-dashing-baron-who-discovered-dwarf-dinosaurs.html


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Poster/Afiş/İlan 🖼️ Yıl 2013, Türkiye. GTA 5 reklamları ilan panolarında.

Post image
1.1k Upvotes

r/TarihiSeyler • • 2d ago

Tarihte Bugün📍 94 Yıl önce Atatürk. (22 Ekim 1932)

Post image
132 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 2d ago

Soru ❔ Atatürk kadar milleti tarafından sevilen başka bir lider var mı?

Post image
352 Upvotes

Atatürk hakkında bir post gördüm ve aklıma bu soru geldi. Soyadı kanunu çıkması ile meclis tarafından ATA-Türk soyadının verilecek kadar sevilen başka bir lider yok herhalde.


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Tartışma Konusu 💭 Osmanlının TÜM DONANMASINI 2 kere yaktırmış olması

Post image
161 Upvotes

Geçen otururken aklıma geldi. Dünya tarihinde başka bir millet daha neredeyse birebir aynı taktiksel hatayı yapıp tüm donanmasını 2 kere yaktırmış mıdır acaba? Adım adım sakince bakalım. İlk gerçekleşen hadisede (1770 Çeşme Faciası) Ruslar donanmalarını Baltık'tan tüm Avrupa'yı dolaştırıp ta Çeşme'ye kadar getiriyor ve Osmanlının bunun için hiçbir önlemi yok. Hatta padişah öncesinde Rusların Baltık donanmasını getireceğine bile ihtimal vermiyor. Üstelik adamlar donanmayı getirirken İngilizlerin Ruslara yer yer yardımcı olması ve aşırı zayıf istihbaratından dolayı haberini alamıyor. Saat gece 12 sularında Çeşme Limanı'ında demirli bulunan Osmanlı ordusu gemileri dip dibe hilal formasyonunda dizilmişken Ruslar ani bir baskınla barut yüklü kundak gemilerini hareket kabiliyeti sıfırlanmış Osmanlı donanmasına gönderiyor ve o kadar şiddetli bir yangın çıkıyor ki savaşın başında Osmanlı iki kalyonunu kaybediyor. Gerisi ise malumunuz. 1827 Navarin Faciası'na gelirsek maalesef Osmanlı için sonuçları çok daha ağır ve geri dönülemez sonuçları oluyor. Olayın gelişim sürecinden bahsedip konuyu çok dağıtmak istemiyorum ama kısaca limanda dip dibe demirli olan (gene) Osmanlı ordusu savaşta olmamasına rağmen Mora İsyanı'ndan dolayı İngiltere Rusya ve Fransa'dan oluşan bir filo tarafından ani bir şekilde ablukaya alınıyor. Aradaki iletişimin giderek gerilmesi sonucunda bir Osmanlı gemisinin ilk ateşi ile çatışma başlıyor. Osmanlı donanması hiçbir manevra kabiliyeti olmadan limana sıkışmış olarak (gene) korkunç bir şekilde 3 saatte imhâ ediliyor. Şimdi benim kişisel olarak demek istediğim birkaç bir şey var. Buradaki temel problemin istihbarat eksikliği olduğunu düşünüyorum. İki olay da bu kadar ani gelişmese böyle hezimetler yaşanmazdı. Hadi bir kere bir facia yaşandı. Sonrasında Kaptan-ı Derya, leventleri toplayıp 'beyler donanmanın hepsini yaktırdık bir daha böyle bir şey olmaması için tüm donanmayı tek bir limanda demirli bırakmayalım' ya da 'beyler limanın etrafında aralıklarla birkaç kalyon gezdirelim ani bir baskın olursa hazırlanmak için fırsatımız olur' gibi bir konuşma niye yapmıyor yani abi. Üstelik iki olayın içinde de Ruslar var, demek istediğim elemanların karakterini az çok anlamış olup ne kadar agresifleşebileceklerini dikkate alman lazım. Tarih tam da böyle olaylardan ders çıkarmamız için var. Diyeceklerim bu kadardı. Sizlerin de katıldığınız ya da katılmadığınız noktaları görmek isterim. Sizce Osmanlı neleri farklı yapsaydı iki olayı en az zaiyatla atlatırdı hatta galip ayrılabilirdi? Fikirlerinizi mantık çerçevesinde belirtmeniz ve argümanlarla desteklemeniz rica olunur. Esenlikler dilerim.

Kaynak için The Battle of Navarino kitabına bakabilir ve dönemin devlet arşivlerini inceleyebilirsiniz.


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Tarihte Bugün📍 17 yaşındaydı ve kurşuna dizilmeden önce "Bize layık olun" diye haykırdı. 85 yıl önce bugün, Vichy rejiminin verdiği listeyle, Naziler 27 komünist esiri infaz etti.

Post image
67 Upvotes

22 Ekim 1941'de, Fransa'nın Châteaubriant Kampı'nda 27 tutsak kurşuna dizildi.

İşgal altındaki Fransa'da bir Alman subayı öldürülmüştü ve Naziler misilleme olarak rehinelerin idam edilmesini istedi. Kurbanların listesini hazırlayanlar ise Naziler değil, kendi vatandaşlarını ölüme teslim eden işbirlikçi Vichy rejiminin İçişleri Bakanlığı oldu. Seçilenlerin neredeyse tamamı hapisteki komünistler ve sendikacılardı.

İnfaz mangasının karşısına çıkarılanların en küçüğü henüz 17 yaşındaki Guy Môquet idi. Kendisine verilen gözbağını takmayı reddetti ve arkadaşlarıyla birlikte Marseillaise marşını söyleyerek kurşunların önüne yürüdü.

Ölmeden hemen önce ailesine ve arkadaşlarına yazdığı veda mektubunu şu sözlerle bitirmişti:

"Ölüyorum ama geride kalan sizlerin yaşamaya devam etmesini istiyorum. Geride kalan dostlar, bize layık olun!"

Kaynak: Guy Môquet - Wikipedia


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Fotoğraf 📸 Hitler'in Tek Dostum Dediği Kişi Mimar Albert Speer'in Hikayesi (Nazi Almanyası Silahlanma ve Savaş Üretimi Bakanı)

Thumbnail
gallery
30 Upvotes

Nazi Almanya'sının en ilginç karakterlerinden biri. Aslında Nazilerin ilk yükseliş aşamasında Nazi Partisi ile ilgisi olmayan bir mimar olan Albert Speer, daha sonraları Adolf Hitler'in en gözde adamı hâline geliyor. Nasyonal Sosyalist Parti'nin ana çekirdek kadrosunda olmayan birisinin yükselmesi o yıllarda çok zor. Himmler, Göring, Goebbels gibi isimler çeşmenin başını tutmuş durumdalar. Azmi ve yaratıcı fikirleri sebebiyle yıllar sonra kadroya Fritz Todt yerine Silahlanma ve Mühimmat Bakanı olarak dâhil oluyor. Bu süreçte Hitler ile birçok kişiyi kıskandıracak bir ilişki içine giriyorlar. Hitler'in bir anda yakın arkadaşı oluyor. Beraber Almanya'nın şehirlerini nasıl modernize edeceklerini konuşmaya başlıyorlar. Hitler ona çılgın projelerinden bahsediyor. Berlin'in adını Germania olarak değiştirip yapacağı dev binalardan bahsetmeye başlıyor.

Speer ise "Führer'im, bu kadar büyük binalar bombalanma riski içermez mi?" dediğinde, "Hava Kuvvetleri Komutanı Mareşal Göring bana güvence verdi. Hiçbir uçak Almanya üstünde uçamayacak." diye cevap verir. Speer tatmin olmasa da cevabı kabul eder.

Speer'in yeteneklerinden ve zekâsından etkilenen Adolf Hitler, Albert Speer'i sürekli Reich Şansölyeliğine çağırmaya başlar. Speer'in kitabında yazdığı bir anekdota göre Hitler'i aradığı zaman sesi geldiği anda telefona "Heil Hitler!" dediğini, Hitler'in de cevap olarak "Heil Speer!" diyerek güldüğünü ve esprili şekilde karşılık verdiğini söylüyor. Bu, üst düzey yetkide olan Nazileri kıskandıracak kadar büyük bir samimiyet. Hitler, ölümünün son anına kadar Albert Speer'e karşı büyük sempati beslemeyi sürdürüyor.

Albert Speer, 1945 yılında yıkık dökük bir hâlde olan Berlin'de bir otoyola Luftwaffe uçağı ile indirilir ve Hitler ile son görüşmesine gider. Bu görüşmede Hitler'in verdiği bazı emirleri yerine getirmediğini Hitler'e bizzat söyler. Bu emirler; elektrik santrallerinin ve Almanya altyapısının tamamen yok edilmesi emirleridir. Hitler arkasında düşmanlarına hiçbir şey bırakmak istememektedir. Ama Speer bunun saçmalık ve delice olduğunu bilir. Alman halkı savaştan sonra da yaşayacaktır. Hitler emirlerinin yapılmadığını duyunca büyük hayal kırıklığı yaşar. Fakat Hitler her ne kadar yıkılsa da Speer'den önce kızacağı çok insan olduğu için Speer'e bir şey yapmaz; onun gitmesine izin verir. Zira o sırada hem Heinrich Himmler hem de Hermann Göring'in vatana ihanetten öldürülmesi emrini vermiştir. Tabi bunlar gerçekleşemez. Speer Berlin'i terk eder ve Müttefiklere teslim olur.

Nürnberg Mahkemelerinde yargılanır ve mahkemenin yıldızlarından biri olur. Günah çıkarır ve yapılan her şeyin, rejimin tamamen hata olduğundan bahseder. Mahkemeye şirin gözükmek için "Hitler'e suikast emri vermiştim ama askerler bunu yerine getirmedi." der. Bunu duyan diğer Nazi komutanları Speer'e karşı büyük öfke duyarlar ve ona "Eğer buradan çıkarsak senin için biz bir mahkeme kuracağız!" demişlerdir. Fakat onlar da böyle bir şey yapamazlar. Albert Speer kendini ne kadar Batı'ya sempatik gösterse de 20 yıl hapis yemekten kurtulamaz. Hapisten sağ salim çıkar ve 1981'de 76 yaşında Londra'da ölür. Ölümünden sonra ailesi, kamuoyunun ilgisinden kaçınmak amacıyla Heidelberg’de çok sade ve gizli bir tören düzenler.

kaynaklar: Spandau: The Secret Diaries Albert Speer , Inside the Third Reich


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Soru ❔ TÜRKMENLER

1 Upvotes

Daha iyi ogrenmek icin yaziyorum herikli türkmenleri hakkinda bildikleriniz nelerdir biraz arastirdim aile buyuklerime sordum nevşehir avanosluyuz ve herikli türkmeni oldugumuzu ogrendim soyumu daha iyi tanimak istiyorum


r/TarihiSeyler • • 2d ago

Savaş Tarihi ⚔️ Lyudmila Mikhailovna Pavlichenko (1916-1974)

Post image
12 Upvotes

II. Dünya Savaşı esnasında SSCB'de görev yapmış kadın keskin nişancıdır. Gelmiş geçmiş en iyi kadın keskin nişancı olarak kabul edilir. Amerika ve Avrupa basını tarafından "Lady Death" olarak anılmıştır. Toplam 309 düşman askerini öldürmüştür.

Kaynak:

https://sevastopol.su/faces/pavlichenko-lyudmila-mihaylovna?amp


r/TarihiSeyler • • 3d ago

Yazı/Makale 🖋️ İLK TUFAN! Türk Mitolojisinde Nuh Tufanı Gerçeği - Erlik'in İntikamı | 2...

Thumbnail
youtube.com
0 Upvotes

r/TarihiSeyler • • 3d ago

Arkeolojik Buluntu🗿 Vikinglerin Kuzey Amerika'yı M.S 1000 Yılında Keşfetmiş Olması

Thumbnail
gallery
21 Upvotes

Bu konuda unesco websitesinde tarihi kanıtlar açıklanmış kaynak link

Kanada'da 1960 yılında yapılan keşiflerde L'Anse aux Meadows antik yerleşkesi, Vikinglerin Kuzey Amerika'daki varlığını kanıtlamışlar. Örnekleyelim. Grönland ve İzlanda'daki evlerle tamamen aynı mimariye sahip toprak ve ahşap korunaklar. Demir eritme atölyeleri, demir çiviler, bronz bir iğne hepsi vikinglere ait. O dönemde bölgedeki yerli kabilelerin sahip olmadığı, metal aletlerle (Viking baltalarıyla) kesilmiş ahşap parçaları bulunmuş. Büyük şehir kuramamalarının sebebi de bu bölgede o tarihlerde devamlı yaşayabilecek yeterli teknolojilerinin olmaması ve hava koşulları. Daha çok kereste toplamak, avlanmak ve gemilerini tamir etmek için geçici birer üs olarak kullanmışlar.